Reklam

Başkan Soyer'den siyasette 'kurnazlık' çıkışı: Demokrasiyi hakim kılmak zorundayız

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, özellikle İzmir’de yaşanan deprem sonrasında sıkça dile getirdiği ortak akıl ve birliktelik ruhu ile çalışma çağrısını tekrarladı. Sağlıklı yönetimler için ortak aklın vurgulayan Başkan Soyer, siyasette kendini kurtarma güdüsüyle kurnazca hareket etmenin kişinin kendisini ve toplumu aşağı çekeceğini belirtti ve “Kurnazlık ortak aklı yener. Bizim kurnazlıktan kurtulup ortak aklında nimetlerini keşfetmemiz gerekiyor. Hayatı kolaylaştıran şey ortak aklın varlığıdır” dedi.

Başkan Soyer'den siyasette 'kurnazlık' çıkışı: Demokrasiyi hakim kılmak zorundayız
07 Ocak 2021 - 11:19

 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, TV35 ekranlarında yayınlanan Kentin Gündemi programında Murat Aydın’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye’de ve İzmir’de hakim siyasi kültür üzerine değerlendirmelerde bulunan Başkan Soyer, sağlıklı yönetimler için ortak akıl ve takım çalışması çağrısında bulundu. Son yılların en önemli sorunlarından olan kuraklık üzerine de konuşan Başkan Soyer, “Başka bir tarım mümkün” sloganıyla çıktıkları yolda su tasarrufu için bir adım atarak yeni bir kampanya başlatılacağının da müjdesini verdi.

Ötekileştirmenin ve kutuplaşmanın arttığı siyasi iklimde başka bir siyasetin mümkün olabileceğini ifade eden Başkan Soyer, “Hayat bize bir arada olmamız gerektiğini gösteriyor. Çünkü özellikle afet dönemlerinde aramızdaki ayrılıkların ne kadar yapay olduğunu ve sorunları çözmekten bizi uzaklaştırdığını görüyoruz. Biz bizi birbirimizden ayıranlardan ziyade birbirimize bağlayan sebepleri gün yüzüne çıkarmalıyız ki afetlerin tahribatını azaltabilelim. Onları ortaya çıkartabileceği zararları azaltabilelim. Siyaset hayatı dönüştürme sanatıysa eğer tam da böyle durumlarda böyle bir siyaset anlayışının ne kadar kıymetli olduğu ortaya çıkıyor. O nedenle mümkün diyorum. Ve sadece felaket zamanlarında değil normal zamanlarda da hakim olsun. Hayat göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Bütün mesele bir iz bırakmak. Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli şey bu iz bırakma gayesi olsa gerek. Siyasetin de buna yaramasını diliyorum ve siyasetin bunu mümkün kılacağını biliyorum. O nedenle başka bir siyaset mümkün diyorum” diye konuştu.

“GENÇ İNSANLAR SİYASETE GİRMELİ”

Günümüzde siyasetin şeklinin çok değiştiğini ve kirlendiğini ifade eden Başkan Soyer, değişimin iyi insanların siyasetiyle mümkün olduğunu söyledi. Bu konuda gençlere çağrı yapan Soyer, “Siyaset o kadar sığlaştı ve çirkinleşti ki iyi ve temiz insanlar siyasetten uzak duruyorlar. O pisliğin kendilerine bulaşmasını istemiyorlar. Bunu anlıyorum. Çünkü paçadan çekiştirmeler çamur atmalar.. Bin tane şeyle karşılaşıyorsunuz. Ama başka bir çaresi yok. İyi ve temiz insanlar siyasete girmedikçe bu daha da derinleşecek ve keskinleşecek. Bu nedenle şikayet ettiğimiz şeylerin değişmesini başkasından beklemek lazım. İyi ve temiz insanlar, özellikle genç insanlar siyasete girmeli. Çünkü bu hayatın değişmesinin mümkün olduğunu bildiğimiz için onu değiştirmeye muktedir insanlar iyi insanlar olmalı. Bizim de iyi insanların siyasete girmelerine destek olmalıyız. Siyasetin kirli yüzünden yılanlar yılmasınlar. Siyasette iyi insanlar var. Yeter ki bir araya gelsinler. Bir araya geldikçe güçleri artacak, güçleri arttıkça başka bir dünyanın mümkün olduğunu göreceğiz” dedi.

“ORTAK DEĞERLER ÜZERİNDEN BİR ŞEYLER İNŞA ETMEK MÜMKÜN”

Mevcut siyasetin kutuplaştırma yoluna gittiğini söyleyen Başkan Soyer, “Siyasetin en kolay şekli ötekileştirme ve kutuplaştırma. Kavga ettiğiniz anda çok rahatsınız ve iş kolaylaşıyor. Zor olan şey kavga etmeden anlamaya çalışarak bakabilmek ve bunu başarabilmek. Öyle olduğu takdirde bizi ayıranlardan daha çok birleştiren sebepler olduğunu görüyorsunuz. Seferihisar’da hepimiz hemşehri buluşması yapıyorduk. Orada şöyle bir şey hissettim. Bir Mihriban türküsü çalıyor ve herkesin yüreği aynı atıyor.  E o türküyle aynı şeyi hisseden insanların sen CHP’lisin sen AKP‘lisin diye birbirini ayrıştırmasını hiçbir anlamı yok. Hangi siyasi görüşten olursanız olun o Mihriban sizi aynı yerden yakalıyor. Kastettiğim şey bu. Bizi birbirimize bağlayan kadim kültürden beslenen çok güçlü bağlar var. Bugünkü siyasetçiler bunlar yok gibi davranıyor ama bunlar var. Bütün mesele bunu gün ışığına çıkartmakta. Evet zor. Mecliste de bunu yaşıyoruz ama mümkün. Ortak değerler üzerinden bir şeyler inşa etmek mümkün” ifadelerini kullandı.

“DİRENÇLİ KENTLER BUNDAN SONRA DAHA FAZLA KONUŞULACAK”

Başkan Soyer, özellikle İzmir depreminden sonra gündeme gelen ve sıkça konuşulan dirençli kent kavramına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu ve şunları söyledi; “Dirençli şehir, yaşam hakkını en öncelikli kabul eden şehir demektir. Bir insanın yaşadığı şehirde güven duygusu taşıması… Hem fiziken hem manen fikirleriyle, özgürlüğüyle dimdik hayatını devam ettirebilmesi. Taviz vermeden, inandıklarıyla ve düşündükleriyle fiziki felaketlere karşı yaşam hakkını koruyarak var olabilmek. Bu en önemli kriter. İkincisi dirençli bir kenti yapmak için insanın yaşam hakkını birinci öncelik olarak görmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak, akıllı şehirler üzerinden yürümek gibi ne varsa yapmak lazım. Bunların hepsi bunun üzerine inşa edilebilir. Öncelikle insanın yaşam hakkının güvence altında olduğu ve bunu yapmak için ortak akılla yaşamayı başardığı bir kent. Dirençli kentler bundan sonra daha fazla konuşulacak. Biz 1980’lerde AİDS vakasıyla karşılaştık. Bununla birlikte insanlığı tehdit eden bir salgınla yüz yüze kaldık. Ondan sonraki küresel salgınlar bizim coğrafyamıza çok gelmedi. O yüzden de biz, bular bizim dışımızda gibi davrandık. Ama Covid-19 bizim coğrafyamıza girince anladık Ama bitmeyecek. Bu salgınlarla hep baş başa kalacağız. Depremler, kuraklıklar, yeni iklim koşulları… Bütün bunlar hayatı zorlaştıran ve dirençli kenti mecbur kılan durumlar. Bizim bu durumda yaşam hakkını önceleyen bir kenti tasavvur edip onu nasıl kuracağımıza kafa yormamız gerekiyor. Bütün mesele kentin dirençli olmasıyla başlıyor.”

“TAKIM ÇALIŞMASINI ENGELEYEN ŞEY KURNAZLIK”

Sağlıklı yönetimler için ortak aklın ve takım çalışmasının önemini vurgulayan Başkan Soyer, kendini kurtarma ve üstün görme anlayışının kişinin kendisini ve toplumu aşağı çekeceğini belirtti ve “Takım çalışmasını beceremememiz biraz şarktan gelen bir şey. Kurnazlıkla akıl arasındaki fark gibi bir şey. Kurnazlık ortak aklı yener. Bununla aslında yenilen sizsiniz. Ortak akıl bir çarkın dişlisi olmayı sindirebilmekten geçiyor. ‘O çarkın en güçlüsü benim’ dedikten sonra kurnazlık başlıyor ve o kurnazlık çarkın sağlıklı bir şekilde dönmesini engelliyor. Bizim kurnazlıktan kurtulup ortak aklında nimetlerini keşfetmemiz gerekiyor. Hayatı kolaylaştıran şey ortak aklın varlığıdır. Sadece o dişlilerden biri olduğunuzu içselleştirmektir. Bunu yaptığımız zaman ortak aklı hakim kılmaya başlıyoruz. Dilerim o kurnazlık bir kenarda kalacak ve ortak akıl hakim olacak” dedi.

“DEMOKRASİYİ HAKİM KILMAK ZORUNDAYIZ”

‘Çok renk, çok ses ve çok nefes’ mottosunun öneminin altını çizen Başkan Soyer, “İzmir’de liman kenti olmak farklılıkların bir arada yaşamasına olanak tanımış. 1890'larda nüfus sayımında İzmir’in nüfusu 250 binmiş. Bunun yüzdesine bakıldığında çok acayip bir tabloyla karşılaşılıyor. Grek Ortodokslar, İtalyanlar, Fransızlar, Yahudiler, Ermeniler… Bunların hepsi İzmir çukurunda birçok kültürden ve dinden insanlar aynı ekmeği paylaşmış ve refah içinde yaşamışlar. O dönemde İzmir Çanağı dediğimiz şey İzmir limanı, Akdeniz’deki ticaret hacminin yüzde 12’sini yapıyor.  İzmir en güçlü ticaret limanı o günler.  Çünkü bir arada olabilmeyi başarmışlar. Çok renk çok ses çok nefes dediğimiz şey bu. Farklılıklar arttıkça hayat güzelleşiyor, kolaylaşıyor ve refah artıyor. Yapmamız gereken de bu. Farklılıklarımızın bir zenginlik olduğunu fark etmek. Bu da demokrasidir. Demokrasinin en basit anlatım biçimi birlikte yaşamanın kültürüdür. Biz demokrasiyi hakim kılmak zorundayız. Çünkü demokrasi dünyanın en büyük inovasyonu. İnsanlar demokrasiyi keşfetmeye başladıkları zaman hayatları kolaylaşmaya başlamış. Demokrasinin erdemleri dediğimiz eşitlik, özgürlük, kardeşlik, bağımsızlık… Bütün bunlar bugün hala en güçlü değerler olarak karşımızda duruyor. Bakmayın bugün totaliter iktidarlar dünyada egemen. Ama demokrasinin erdemlerini hangisi inkar edebiliyor? Hiçbiri inkar edemiyor. Çünkü herkes çok iyi biliyor ki demokrasi bizim hayatımızı iyileştiren ve refahı artıran bir şey. Demokrasiyi savunduğumuz için çok renk çok ses ve çok nefes diyoruz. İnsanlığın geriye gitmesi mümkün değil. İntakalar olabilir ama insanlar er ya da geç bunu aşmayı başarabilecek” diye konuştu.

BOĞAZİÇİ GÜNDEMİNDE EĞİTİM VE HUKUK VURGUSU

Son günlerde ülke gündeminin en önemli konularından olan Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması ve ardından yaşanan olaylara da eğitim, hukuk ve demokrasi çerçevesinden yorum getiren Başkan Soyer, “Doksanların başında Esco Aho Finlandiya’ya başbakan oluyor. İlk yaptığı iş bütün bakanlıkların bütçesini tırpanlamak ve sadece Eğitim ve Ar-ge Bakanlığı’na muazzam bir bütçe ayırıyor. Finlandiya’da yeni doğal kaynaklar bulunmuyor, zenginlikler keşfedilmiyor fakat eğitimdeki büyük devrimleriyle muazzam bir değişim başlıyor. Mesele eğitim toplumun tüm kesimlerine eşit eğitim veriliyor. Bütün bunlar sadece hukukun üstünlüğüyle baş başa gidiyor. Bir yandan eğitimde bu büyük adaleti yapmaya başlıyorsunuz bir yandan da hukukun üstünlüğünü. Yani her şeyin hukuka bağlı olduğunu, hukukun denetiminden geçerek yapılabileceğini ve hukukun üstünlüğünün herkes için geçerli olduğunu kabul ediyorsunuz. Bu ikisini bir arada götürdüğünüz zaman her şey değişmeye başlıyor. Bugün Finlandiya ile aramızda bir uçurum var. Hukukun üstünlüğü şu demek: Ben ne olursa olsun hukukun koruması altındayım. Yanlış bir şey yaparsam hukuk beni cezalandıracak. Ama doğru bir şey yaptığım sürece hukuk beni koruyacak ve bunu herkes yaşayacak. Gençlerin isyanı budur. Boğaziçi’nde yaşanan da budur. Biz eğitimin bağımsızlığını ve özerkliğini sağlamak ve sindirmek zorundayız. Ancak bu olursa özgür düşünceli, yaratıcı ve inovatif gençlik yetişmeye başlıyor” ifadelerini kullandı.  

SOYER’DEN KAMPANAYA MÜJDESİ

Dünya, bir süredir küresel ısınma ve bunun getirisi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya. Ancak bu tehlike tehdit özellikle son yıllarda kendini daha da çok hissettirmeye ve kritik noktalara ulaşmaya başladı. Başkan Soyer, sık sık üzerinde durduğu ve dikkat edilmesi gerektiğini söylediği kuraklık soruna tarımsal bakış açısı üzerinden bir kez daha dikkat çekti ve şunları söyledi; “Küresel ısınma dediğimiz şey aralıkta 18-19 derecelerde hala ceketle sokakta gezebildiğimiz bir iklimi getirdi. Bu küresel ısınmanın ne kadar vahim sonuçları olabileceğini gösterdi. Önümüzde şöyle bir tablo var: Tüketilen suyun yüzde 72’si tarımda, yüzde 18’ini sanayide üretimde, yüzde 10 civarını da evsel üretimde kullanıyoruz. Kuraklık derken aslında en çok tarımdaki sulamadan bahsediyoruz ve buradaki vahşi sulamanın yarattığı tahribattan bahsediyoruz. Geçen aylarda Kiraz’da muhtarlarla yaptığımız toplantıda biri söyledi ‘Biz 5-10 yıl öncesine kadar 5-6 metrede suya erişirdik. Şimdi 300 metrede su bulamıyoruz’ dedi. Peki bu neden? Seçtiğimiz tarımsal ürün deseni yüzünden. Biz yanlış tarım ve hayvancılık politikası sürdürüyoruz bu nedenle suyu vahşice tüketiyoruz. Bu toprakların koşullarına uygun tarım yapmadığımız için de sudan mahrum kalmaya başlıyoruz. Biz paradigmayı değişerek başka bir tarım mümkün diyoruz. Yeni bir adım atıyoruz. Küçükbaş hayvancılığı özendirmeye başlıyoruz. Çok net bir şekilde büyükbaş hayvandan 1 litre süt almak için 800 litre su tüketiyoruz. Küçükbaş hayvanda böyle değil. Çok daha makul ölçülerde su tüketerek 1 litre süt elde ediyorsunuz. Ette de aynı durum söz konu. Siz büyükbaş hayvanları dışarıdan getirmişsiniz. Bu coğrafyaya iklime uygun olmayan bir biçimde hayvancılık yapıyorsunuz. Biz bunları değiştirmeye başlıyoruz. Önümüzdeki haftadan itibaren bunu ilan edeceğiz. Kampanyasını başlatacağız. Hem su tüketimiyle ilgili tasarruf hem de suyun çok daha adil ve hakkaniyetli bir biçimde kullanılmasını sağlayacak bir tarım modelini uygulayacağız”

YORUMLAR

  • 0 Yorum